Batı Karadeniz Kıyısına... Yol Hikayeleri

Batı Karadeniz Kıyısına Ufak Bir Yolculukta İkinci Gün…

İkinci gün sabah erken saatlerde otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra, Cehennemağzı Mağarası'na doğru yola çıktık. Otelle arası 5 dakikalık bir mesafede olmasından dolayı çabuk bir şekilde ulaşıyoruz. Burada 3 ayrı mağara olduğundan buraya Cehennemağzı mağaraları da deniliyor. Sırasıyla Kilise Mağarası, Ayazma Mağarası ve Cehennemağzı Mağarası'na gitmek üzere mağara girişi ücretlerini ödüyoruz. İlk mağara Kilise mağarası, ibadet için Roma ve Bizans dönemlerinde kısmen yontularak yapılmış çok ufak bir mağara içerisinde mozaikle yapılmış ufak bir zemin kalmış. Bu mağarayı gördükten sonra Ayazma mağarasına geliyoruz. Roma ve Bizans dönemlerinde mağaranın suyu kutsal sayıldığından dolayı bu mağaraya Ayazma Mağarası denilmiş. İçerisinde halen su birikintisi bulunmakta. Son olarak Cehennemağzı mağarasına geliyoruz. Mağaranın tarihi M.Ö. 1200 lü yıllara dayanıyor. Efsanevi Argonot Seferi sırasında buraya gelen Heracles Kral Eurystheus'un kendisine verdiği 12 görevden en zor olanı bu mağaralarda gerçekleştirilmiş. Efsaneye göre Heracles bu mağaraya girerek Hades'in ülkesine yani (Cehenneme) gitmiş. O yüzden bu mağaraya Heracles Mağarası da deniliyor. Bu 3 ufak mağarayı da gördükten sonra Zonguldak merkeze doğru hareket etmek üzere yola çıkıyoruz.

Yine merkezde yer alan 19. yüzyılda yapılmış Bozhane hamamını fotoğraflayarak yola koyuluyoruz. Yaklaşık 1 saatlik bir yol ile Zonguldak il merkezine 3 km. uzaklıktaki Gökgöl mağarasına ulaşıyoruz. Mağara girişinde ücretlerimizi ödedikten sonra mağaraya giriyoruz. Mağaranın hemen girişinde baretler var birçok mağarayı ziyaret ettik ama hiç baret görmemiştik. Aslında baret takmak çok önemli ama biz genede takmadık 🙂 Mağaranın ilk girişinde fazla bir şey yok diye yürürken bir anda karşımıza mükemmel sarkıtlar ve ustaca hazırlanmış ışıklandırmalara doğru geldik. Oğlum Can'ın mağaralara ilgisinin çok olduğundan dolayı sevinçten resmen uçuyor. Mağara içerisinde ilerledikçe bir yanımızda sarkıtlar diğer bir yanımızdan akan sular var. Gerçekten bu mağarayı çok beğendik. Bu mağara Türkiye’nin en uzun 10. mağarasıymış. Gerçekten de git git bitmiyor. Toplam uzunluğu ise 3.350 metreymiş. Uzun mağaraların zorluğu ise derinlere girip yol bitiminde tekrar geri dönmek zorunda kalmanız bu mağara çok güzel olduğundan bu sıkıntıyı hiç çekmedik. İnce ince tek tek inceledik. Yaklaşık 1 saatten fazla olan mağara gezimizden sonra Filyos'a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Eğer yolunuz Zonguldak iline düşerse merkeze 3 km. uzaklıktaki bu mağarayı görmeden Zonguldak'tan ayrılmayın!

Bir saatlik yolun ardından Çaycuma'ya bağlı Filyos beldesine varıyoruz. Burada göreceğimiz yer Tieion Antik Kenti. Kentin merkezine gidip biraz etrafı gezdikten sonra marketten birşeyler atıştırmak için yiyecek ve içecekler alıyoruz. Daha sonra ise Tieion Antik Kenti'ne doğru hareket ediyoruz. Burası Filyos Antik Kenti olarak ta biliniyor. Tieion, Miletos kolonisinden gelen bir kenttir. Kuruluşu tam olarak ne zaman olduğu bilinmemekle birlikte M.Ö. 3-4. yüzyılda dayandığı söylenmekte. Bu antik kentle ilgili ayrıntılı bilgi için Nereye Dergisi'nde çıkmış olan yazımızı okuyabilirsiniz. Kalenin girişine aracımızı park ediyoruz. Maalesef Can yolda uyuya kaldığından annesi ile birlikte arabada kalmak zorunda kaldı. Kalenin manzarası harika çok sesiz sadece rüzgarın uğultusunu duyabiliyoruz o kadar. Kalenin içerisinde güvenlik var ve ücretsiz. Kalenin sadık dostlarından biri ise bir köpek marketten aldığımız yiyeceklerden oda sebepleniyor. Güzelce etrafı seyrederek manzaranın keyfini çıkardıktan sonra artık dönüş yolu göründü. İstanbul'da dönerken daha önce de defalarca gittiğimiz Bolu Abant gölünü tekrar görüp oradan İstanbul'a geçeriz diye yola çıkıyoruz.

2.5 saatlik bir yol ile Abant'a varıyoruz. Abant'ı biz genelde hep karlar içerisinde görürdük. Bu sefer karlar erimiş ve bahar gelmek üzere. Oğlum Can bu gölü çok beğendi. Sürekli koştu oynadı onun içinde bizler içinde bir nefes kaynağı oldu. Hatta kuzenim Gökhan ve arkadaşımız Cem göl etrafında bisiklet turu bile yaptılar. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim. Şu fayton macerasını artık bırakmamız lazım. Atlar bakımsız ve yorgun akşama kadar sürekli insan taşıyorlar. Söylenecek çok şey var ama biz bu kadarını söyleyelim.

Mart 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir