Gezgin Sorular

Gezgin Sorular’ın Mayıs 2018 Konuğu: Gamze ve Ahmet

Merhabalar, gezgin sorulara hoş geldiniz, sizleri biraz tanıyabilir miyiz?

Gamze Beyaz: 28 yaşındayım ve Ana sınıfı öğretmeniyim. Seyahat etmek benim hayatımın sağında, solunda, kenarında, köşesinde değil; tam ortasında yer alıyor. Bendeki kesinlikle gelip geçici bir heves değil… Bu tutkumun temeli çocukluğuma dayanıyor. Memur bir aileden çocuğu olmamdan mütevellit, kendimi bildim bileli hep bir yerden bir yere yolculuk halinde geçti çocukluğum. Sürekli tayinimiz çıktığı için çok sık şehir değiştirirdik ve bu da bir süre sonra insana göçebe bir ruh halini benimsetiyor, sabit bir yaşantıyı istemez oluyor insan. Annem ve babam da yeni yerler keşfetmeyi çok seven gezgin ruhlu insanlardır. İlk çadır kampımızı yaptığımızda sanırım 3 yaşına falandım. Beni seyahat etmek konusunda en çok tetikleyen şey ise okumayı söktüğüm yıl karne günü ilkokul öğretmenimin bana hediye ettiği “Kaf dağının ardına yolculuk” kitabı oluyor. Gülten Dayıoğlu’nun kitabında anlattığı Singapur ve Tayland öyle bir etkiliyor ki beni… Tutturuyorum babama “ille ben de yurt dışına gitmek istiyorum.” diye. O zamanlar Antakya’da yaşıyoruz ve babam beni Reyhanlı sınır kapısından geçirerek Suriye’ye götürüyor. Bambaşka bir ülkenin topraklarını ziyaret ederken ki 8 yaşındaki o minicik heyecanlı hallerim hala gözümün önünde.. İlkokul günlüklerim hep bir seyahat aşkı ve hayali ile dolu…

Ahmet Beyaz (31): Ben öyle çok gezen bir insan değildim ama gezmek Gamze’yi inanılmaz mutlu ediyor diye ben de onunla birlikte gezmeye başladım. Ailemle birlikte vakit geçirmeyi seviyorum. Hangi ülkede hangi kıtada olduğumuz çok da önemli değil benim için. Birlikte mutlu olalım yeter. Yine de gezmeyi seviyorum artık diyebiliriz. Ne de olsa zamanla eşler birbirine benzer derler. Sanırım artık beni de kendine benzetti 🙂

Şimdi Çocukla Gezme Zamanı sloganıyla çıktığınız gezi maceraları nasıl başladı?

Aslında Eylül anne karnına Düştüğü andan beri geziyor diyebiliriz 🙂 İlk yurt dışı seyahatimizi Eylül anne karnında 4 haftalık iken Batum’a yaptık. Doğduktan sonra ise kısa süreli yurt içi seyahatlerimiz oldu ama Eylül ile yurt dışına ilk çıkışımız 8 aylıkken oldu. 8 günde 8 aylık bebeğimizle 3 ülke 11 şehir gezdik. Bizim için unutulmaz, bundan sonraki seyahatlerimiz için ise cesaret verici bir deneyim oldu bu seyahatimiz. Kim ne derse desin; “Evet, biz bebekle de gezebiliyoruz.” dedik. Daha sonra gezme aşkımız kızımıza bulaştı ve henüz 2,5 yaşında iken bizim izimizde 9 ülke görmüş bir minik gezgine dönüştü yavrumuz.

Bizde oğlumuz Can ile geziyoruz. Can çok hiperaktif bir çocuk ve bırakın yurtdışını, yurt içinde 200 km. lik yola giderken bile acaba diyoruz! Siz çocukla nasıl geziyorsunuz? Çocukla gezmenin püf noktaları var mı? Sadece çocuğun huyuna gitmek yeterli mi?

Çocuğun huyuna gitmek tabii ki mühim. Ama bu bazı durumlarda yeterli olmayabiliyor. Bunun için öncelikle çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığınıza bakın. Seyahatlerimizi özellikle kızımızın uyku saatine denk getirmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra karnının doymuş olması, tuvalet ihtiyacının giderilmiş olması da diğer elzem konular kesinlikle 🙂 Oyun hamuru, boyamalar, çıkartmalar ya da sevdiği minik bir oyuncağı olmazsa olmazlarımız. Yolculuk kısmını bu şekilde kazasız belasız hallettikten sonra gezilecek yerlerde onun ilgisini de çekecek noktalar tespit etmeye çalışıyoruz. Daha önce görmediği farklı bir yerde geziyor olmak algılarını sonuna dek açmış bir çocuk için zaten heyecan verici bir durum. Buna ek olarak minik molalar vermek, çocuğumuzu kendi hızımıza göre değil de, kendimizi onun hızına göre ayarlamak bence işin en can alıcı kısmı. Bir kere bunu en baştan göze alarak yola çıkın, sonra da bırakın akışına… Anın tadını çıkarın. Son olarak bizim elimiz kolumuz diyeceğimiz, seyahatlerimizin vazgeçilmezi Boba 4G kanguru. Piyasada bir çok alternatifi var bu kanguruların ama hem çocuk hem de anne sağlığı için en uygun yapıya sahip kanguru araştırmalarımız sonucunda bizim tercihimiz bu oldu. Neredeyse hiç bebek arabası kullanmadık diyebiliriz. Eylül şuan 3 yaşında ve 3 aylıktan bu yana bu kanguru ile geziyor. 20 kg taşıma kapasitesi olduğu için 5 kilo daha alana kadar yorulduğu zamanlarda bu kanguru ile bize eşlik edecek gibi görünüyor… 🙂

Çocukla gezerken kalacağınız otel seçimleri açısından ne kadar önemli?

Aslında uçak biletlerini saymazsak otel bütçesi bizim seyahat masraflarımızın en büyük kalemi oluşturuyor diyebilirim. Çocukla gezmiyor olsak bize sadece başımızı koyacak temiz bir yastık olsun yeter. Hostellerde 10 kişilik yatakhanelerde bile kalırdık. Bu şekilde günlüğü neredeyse 20 liraya bile konaklamanız mümkün. Ama biz çocukla seyahat ettiğimiz için önceliğimiz her şeyden öte güvenli bir otel oluyor. Merkezde konaklamak yine çocuklu bir aile için gerçekten büyük önem taşıyor. Yorulduğumuzda otelde biraz dinlenip daha sonra canımız sıkılırsa tekrar çıkıp gezmek açısından biz genellikle en merkez otellerde konaklıyoruz. Kendinden mutfaklı olması ve çocuğun damak tadına uygun yemekler pişirmek açısından airbnb.com üzerinden ev de kiralanabilir ama biz şuana kadar hiç ev kiralamadık. Bundan sonraki seyahatlerimiz için bu tarz bir alternatif her zaman aklımızda ama.

9 Ülke ve 100 den fazla şehiri gezmişsiniz. Bu ülke ve şehirler arasında en beğendiğiniz 3 yeri sorsak?

Aslında birini diğerinden ayırmamız çok zor. Gittiğimiz her yer bizim için bambaşka duygulara ve anılara yelken açıyor her seferinde… Ama kategorize etmek gerekirse;

  • Çocukla yapılacak aktivite zenginliği ile: Viyana (Avusturya)
  • Açık hava müzesi tadında gösterişli mimarisi ile: Roma (İtalya)
  • Bambaşka bir yüzyıla ışınlanmış hissi yaşamak için: Prag (Çekya)

Gezileriniz sırasında ilginç yada unutamadığınız bir anı oldu mu?

Ahmet Beyaz: Hiç unutmuyorum, Roma’ya ilk ayak basar basmaz açık havası müzesi tadında bu şehri gezmek için can atarken Gamze bizi harika bir yere götürdüğünü söyleyerek otobüse bindirdi. Nereye gidiyoruz desem de söylediği şey ısrarla; ”Bana güven, harika bir yere gidiyoruz..” diyordu. Sonunda dediği yere geldik ve o da ne? Bizi bir bit pazaına getirmişti, inanabiliyor musunuz? Ve öyle büyük bir bit pazarıydı ki.. İçine girdikten sonra insan selinin etksiyle geriye dönme şansınız kesinlikle yok ve ne yazık ki ileri gitseniz bile ilerinin bir sonu yok gibi… Kabus gibi bir şeydi benim için, asla unutamıyorum o anı 🙂

Gamze Beyaz: Ama orası Avrupa’nın en büyük bit pazarı olan Porte Portase idi. İnsanlar dünyanın bir ucundan geliyorlar oraya alışverişe. Bir pazar günü yakalamışım bu pazarı kaçırır mıyım? Euro’nun 3 lira olduğu o zamanda 10 euro ya gerçek ve çok ünlü bir deri ceket aldım, fena mı oldu yani 🙂

Gamze Beyaz: Benim unutamadığım anım ise geçen yazdan, Viyana seyahatinden kalma… Çocukluğumdan beri opera sevdalısı bir insan olarak müziğin başkenti olan bu şehirde bir opera konserine gitmesem olmazdı. Eşimin bu konuya hiç ilgisi olmadığı için onu bu konsere dahil etmedik. Ben biletimi aldım ve içeri geçtim. Nereye oturacağımızı söyleyen kimse yoktu ve ben biletimde yazan numaranın koltuğunu bulmaya çalışıyordum. Konser başlamak üzereydi ve bilet numarasında yazan 3. sıranın koltuğuna oturdum. Viyana Filarmoni Orkestra’sını en önden dinleme şansı yakaladım ve hayatım boyunca unutamayacağım bir konser ziyafeti yaşadım. Sonradan öğrendim ki bu biletlerin numarası birbirinin aynısı bile olsa bilet sınıfları varmış. Benim bilet sınıfıma göre en önden değil, en arkadan izlemem gerekirmiş. Normalde muhtemelen biletleri kontrol ediyorlardı ama ben konser başlamak üzere iken acele ile hemen oturduğum için bilet kontrolü muhtemelen bitmişti ve o yüzden kimse bana sormadı. Bu da opera sevdalısı benim için unutulmaz bir anı oldu 🙂

Çocuklu bir gezgin ailenin sırt çantasında yada valizinde olmazsa olmazlar nedir?

Islak mendil, yedek kıyafetler, kutu süt-atıştırmalık meyve, uzun yola gidiliyorsa oyun hamuru ve boyama kitabı 🙂

Blogunuzda Alaçatı’dan çok bahsetmişsiniz. Alaçatı’da sizleri neler etkilerdi?

Alaçatı bizim balayı destinasyonumuz olduğu için bizde bambaşka bir yere sahip. Nostaljik taş evleri, Arnavut kaldırımlı taş sokakları ile gönlümüzü fethetti. Günübirlik bisiklet kiralayarak Alaçatı’nın altını üstüne getirdik. Alaçatı’nın tadına gerçek manada varmak isteyenlere nacizane tavsiyemiz Ekim sonu gibi gitsinler. Hem o deli sıcak bitmiş olur hem de en sakin zamanında sindire sindire, gerçekten yaşayarak ve Alaçatı’yı hissederek gezme şansı yakalamış olurlar. Üstelik sezon zamanındaki o fahiş fiyatların da mağduru olmazlar.

Türkiye’de nereleri gezdiniz? Mutlaka görmek istediğiniz yerler neresi?

İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli, Manisa, Mersin, Konya, Afyon, Antalya, Akşehir, Nevşehir, Adana, Hatay, Kahramanmaraş, Kayseri, Gaziantep, Elazığ, Malatya, Şanlıurfa, Van, Kars, Iğdır, Erzurum, Ağrı, Ardahan, Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Sivas Türkiye’de gezdiğimiz şehirler. Bunlardan en çok Pamukkale, Kapadokya, Borçka Karagöl ve Erciyes Kayak Merkezi hoşumuza gitti. Mutlaka görmek istediğimiz yerler arasında da özellikle Çanakkale var. Yalnız bunun için kızımızın azıcık daha büyümesini istiyoruz. Kızımızı milli duyguları kuvvetli bir insan olarak yetiştirmek istediğimiz için, biraz daha anlayacak yaşa geldiğinde bizim için canları pahasına da olsa savaşan atalarımızın mezarlarını birlikte ziyaret etmek istiyoruz.

Kızınız Eylül ile birlikte hayalinizi kurduğunuz bir gezi rotası var mı?

Eylül’ün en sevdiği kitap Orman Kitabı (Jungle Book) Her gece yatmadan önce en az bir kere ben bir kere de babası okur bu kitabı. Sürekli “Ben orman çocuğu Mogli’yim, beni ormana götürün…” diye yalvarıyor 🙂 Hafta sonları hava durumu güzel olduğu müddetçe piknik yapıyoruz ama artık bizi kesmiyor bu sahte ormanlar. Kızımıza sözümü var, onunla gerçek orman olan bir yere gideceğiz 🙂

Yakında zamanda bir gezi var mı?

Bir takım planlarımız var tabii ki ama henüz netleştirmedik. Biz bir yandan hayallerini kovalamaktan vazgeçmeyen ama bir yandan da ev-araba borçlarından belini doğrultmaya çalışan karı-koca memur bir çift olduğumuz için genellikle kışın para biriktirip yaz için seyahat programı yapıyoruz kendimize. Bakalım şartlar neyi gösterecek. Şimdi bizim için bol bol çalışıp hayal kurma zamanı 🙂

Son olarak bu röportajı okuyan takipçilerimize ve özellikle çocuklu gezgin ailelere neler söylemek isterdiniz?

Bizim maalesef milletçe “Çocuk olunca kır dizini otur.” gibi bir algımız var. O kadar cahilce buluyorum ki bu düşünce yapısını. İnsanlar esas çocuk olunca gezmeli. Normalde gezmiyorsak bile gezmeli çocuk olduğunda. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki artık bizim zamanımızda olduğu gibi mahalle kültürü kalmadı artık. Çocuklar hep dört duvar arasında. Biz çocuklarımıza ön ayak olmazsak, biz onları bu dünyanın güzelliklerini göstermezsek nasıl çıkacaklar o dört duvar arasından? Dünyayı nasıl keşfedecekler ve ufuklarını aynı ölçüde geliştirecekler? Çocuklu aileler bırakın başka bir ülke ve hatta başka bir şehre gitmeyi, birlikte markete gitmeye bile korkar olmuş. Çocuğunuzu bu kadar gözünüzde büyütmeyin. İnanın ki çocukla gezmek çocukla eve kapanmaktan çok daha kolay. Gezmenin elbette maddi boyutu da var ama bazı şeylerden fedakarlık yaparak bunun üstesinden gelmek sizin elinizde. Öncelikler meselesi… Bizim için dışarıda yemek yemek, ya da sürekli bir kıyafet alışverişi yapmak lüks. Emin olun sadece temel ihtiyaçlarınızı karşılayarak ve gereksiz harcamalardan kaçarak insan isterse o “seyahat bütçesi”ni yaratabilir kendine…

Çocuklarınızın ayak izinizi takip ettiğini unutmayın… Yürüdüğünüz yola dikkat edin o yüzden. Kocaman Sevgiler Seyyah Aile’den…

gezgin sorular / mayıs 2018

Seyyah Ailem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir