Gezgin Sorular

Gezgin Sorular’ın Şubat 2019 Konuğu: Şehir Notları

Merhaba, Gizem hanım gezgin sorulara hoş geldiniz, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Merhabalar. Ben yarı zamanlı gezgin, tam zamanlı bir iletişimciyim. Reklam ajansları ve kültür sanat alanındaki deneyimlerimin ardından, kendi işimi kurup kendi çalışma zamanlarımı belirleyen bir iş modeli oluşturdum. Birlikte yol aldığım markalara dijital iletişim danışmanlığı hizmeti veriyorum. Eş zamanlı olarak da sık sık seyahat ediyorum. 🙂

Eskiden beri yazmaya olan tutkum Şehir Notları adlı blog’umu kurmama vesile oldu. Ardından bunu da keyifle yönettiğim bir instagram sayfası takip etti. instagram.com/sehirnotlari Genellikle eşimle birlikte geziyoruz ve sayfamızdaki o güzel fotoğrafların sahibi de kendisi oluyor. Şehir Notları’nda “Tadımlık Şehir Keşifleri” mottosuyla, gittiğim yerlerdeki deneyimlerimi aktarıyorum. Takipçilerime şehri oranın yerlisi gibi yaşatacak lokal deneyimler veriyorum aslında. Bunun için de gitmeden önce bolca araştırma yapıyorum tabi. Ne yenir, nereye gidilir, nerelerden alışveriş yapılır bunları önce ben en doğru şekilde öğrenmeye çalışıyorum. Mümkünse gitmeden önce varsa o şehirde yaşayan tanıdıklarımla iletişime geçiyorum.

Seyahatlerinizde lezzet konusuna ayrıca önem vermişsiniz. Bu lezzetler arasında yemek kültürü bakımından en beğendiğiniz şehir neresiydi?

Yemek kültürü açısından her zaman en sevdiğim ve kendi damak zevkime yakın hissettiğim yer Balkanlar mutfağı. Balkan yemeklerini en iyi yapanlar arasında da Boşnaklar geliyor bana göre. Saraybosna lezzet anlamında çok başarılı bir şehirdi. Bunun dışında Akdeniz mutfağını da çok severim. Deniz mahsulleri açısından Barselona, İtalyan lezzetleri açısından da en başarılı bulduğum şehir Sorrento oldu.

Gezgin bir yaşam size neler kattı?

Her şeyden önce ön yargıları kırmayı öğretti ve öğretmeye de devam ediyor. Biz toplum olarak belirli kalıpları olan ve o kalıpları kolay kıramayan bir yapıya sahibiz. Ne kadar yeniliklere açık gibi görünsek de, bilinçaltımız çok fazla ön yargıyla dolu... Bizleri çok seven korumacı anne babaların çocukları olarak böyle yetiştiriliyoruz sanırım. 🙂 Bana ilk kattığı şey ön yargılardan uzaklaşmak oldu. Bunun dışında çok fazla hikaye, bir sürü yeni insan ve farklı bakış açıları da kazandırdı tabi... Gittiğimiz ülkeleri sadece gezmek değil, farklı kültürleri yaşamak, anlamak ve bizden neleri farklı yaptıklarını anlamak önemli... Onlardan neler öğrenebiliriz diye bakmak gerek.

Seyahat edeceğiniz yeri belirlerken nelere dikkat edersiniz. Sizi ne çeker?

Beni genellikle farklı kültürler, sıcak ülkeler ve güzel yemekler çekiyor. Çok fazla soğuk memleket insanı değilim sanırım. Beni Akdeniz’e bırakın, orada kalayım modundayım...

Seyahat sıklığınız nedir? En uzun geziniz kaç gün sürmüştü ve neresiydi?

Ayda bir seyahat etmeye çalışıyorum. Ama tabi ki iş hayatı el verdiğince hareket edebiliyoruz. Çok uzun seyahatler yerine, 4-5 günlük şehir gezilerini tecih ediyorum. Özellikle bir şehre gittiğimde hızlıca gidip göreyim şeklinde değil de, orayı gerçekten yaşamayı, sabahları kafesinde oturup keyifle kahvemi içebilmeyi, sanki bir süreliğine orada yaşıyormuşum hissine kapılacak kadar zaman geçirmeyi seviyorum. En uzun kaldığım şehir Barselona olmuştu. (10 gün) Tabi o zamanlar Euro bu hallerde değildi...

Gezileriniz sırasında olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Güzel fotoğraflar çekmek, bol bol yürümek, mümkünse en lokal ve iyi restoranlarını keşfetmek.

Gezilerinizde ben burayı çok beğendim ve en yakın zamanda tekrar geleceğim dediğiniz bir yer oldu mu?

Lizbon ve Barselona tekrar tekrar gidebileceğim iki şehir. Akdeniz iklimi, enerjisi, atmosferi bir başka güzel... Bir de iki şehrin de mimari özellikleri beni çok etkiledi. Barselona’da Gaudi’nin sizi garip bir hayal dünyasına taşıyan yapıları, Lizbon’da ise rengarenk çinilerle kaplı evler ve sokaklar, bu mimarinin günümüze hala bozulmadan gelmiş olması beni çok etkiliyor. Defalarca gidip, gezip fotoğraflayabilirim aynı yerleri.

Gezileriniz sırasında unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Gezerken başıma sık sık sağlıkla ilgili sevimsiz durumlar geldi bugüne kadar. O yüzden yola çıkarken yanımda ecza deposuyla geziyorum desem yeridir. Barselona’da Temmuz’ın ortasında faranjit olmuşluğum, Sorrento’da ufak bir kaza sonucu ambulansa binmişliğim var. O yüzden Avrupa’nın sağlık sistemini iyi bilirim. 🙂

Yakında bir gezi olanı var mı?

Yakında Belgrad’a gidiyoruz.

Hayalinizde kurduğunuz bir gezi rotası var mı?

Tabi ki herkes gibi benim de daha uzaklara gitme hayalim var. Henüz Asya Kıtası’na hiç yolculuk yapmadım. Bir de Peru, Machu Pichu rotasını çok istiyorum.

Bu röportajı okuyan takipçilerimize neler söylemek isterdiniz?

Röportajı okuyup ne şanslısınız diyenler olmuş olabilir. Bu devirde seyahat etmek zor iş, bu gezginler babadan zengin gibi yorumlar yapılmış olabilir... (Genelde çok sık dönen bir geyik 🙂 Ama bunların hiçbiri değil. Aslında insan kendi şansını hep kendi yaratıyor. Sadece buna inanmak ve ne yapmak istediğinizi bilmek yeterli. Yükselen döviz hepimizi üzdü ama yakınlarda kendi para birimlerini kullanan bir sürü ülke var. Onlara gitmek daha kolay. Eğer seyahat etmek istiyorlarsa önceliklerini ona göre ayarlasınlar. Kazançlarını yeni çıkan cep telefonu modeline ya da indirim var nasıl olsa ucuz diye yapılan gereksiz alışverişlere değil, seyahat planlarına ayırsınlar. Çünkü seyahat etmenin insana verdiği zenginliği başka hiçbir şey vermiyor.

gezgin sorular / şubat 2019

Şehir Notları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir