Gezgin Sorular

Gezgin Sorular’ın Ocak 2019 Konuğu: Myblog42

Merhaba, Yasemen hanım gezgin sorulara hoş geldiniz, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba, hoş buldum, röportaj davetiniz için de çok teşekkür ederim. 1983 yılı Bursa doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Kimya bölümü mezunuyum. Blog dünyasına ilk olarak fotoğrafçılık üzerine yazdığım bir blogla girdim. 2011 yılında Belçika’ya taşındıktan sonra ise hem yaşadıklarımızın bir kaydı olsun diye hem de bizi merak eden ailelerimize, arkadaşlarımıza neler yaptığımızı anlatmak amacıyla şu anda aktif olarak paylaşım yaptığım bu blog adresinde yazmaya başladım. Sadece tanıdıklarımıza değil de daha fazla kişiye ulaşmaya başlayınca blogun içeriğinde de zamanla değişiklikler oldu. Gezi yazılarının yanında, çeşitli etkinlik ve aktivitelerden, kitaplardan, filmlerden, yaşama dair birçok şeyden bahsettiğim bir yer blog benim için.

“The Answer to Life, the Universe and Everything” sloganıyla seslendiğiniz, “myblog42” blogunun hikayesi nedir? Neden “myblog42”?

‘Otostopçunun Galaksi Rehberi’ kitabını okuyanlar 42 sayısının ve blogun sloganının nereden geldiğini hemen fark etmişlerdir. Kitabı okumamış olanlar için spoiler olmasın diye ayrıntıya girmek istemiyorum ama Douglas Adams’ın bu kitap serisi en sevdiğim ve benim için çok özel olan kitaplardan biri olduğu için blogumun isminde kitaptan bir şeyler olsun istedim.
Blogu açtığım yıllarda (blog dünyasının yeni yeni hareketlendiği, vlogger, youtuber, influencer gibi kavramların henüz pek bilinmediği, instagram’ın yeni piyasaya çıktığı yıllardan bahsediyorum.) ilk seçtiğim blog ismi zaten kullanılıyor olduğundan blogspot’un önerdiği bu adresi aldım, çok da ne yaptığımı bilmeyerek ve blog isimlerinin hatırlana bilirliğinin etkisini düşünmeden. Daha sonra blogun adresini içinde yine kitaptan bir şeyler olan ama daha istediğim gibi bir adrese değiştirmeyi düşünsem de her şeye yeniden başlamaktansa, hali hazırda işleyen bir düzende devam etmek için değiştirmedim.

Gezilerinizi genelde eşinizle birlikte yapıyorsunuz sanırım. Rota belirlerken nelere dikkat edersiniz? Sizleri en çok ne çeker?

Gezi rotası belirlemek eşim ve benim için her zaman çok heyecan verici ve motive edici. Gezmek istediğimiz yere birlikte karar veriyoruz, araştırma ve planlama kısmını çok büyük bir zevkle ben yapıyorum.

Önce yerli ve yabancı blogları ve gezi konusunda faydalı internet sitelerini okuyup notlar alıyorum, sonrasında gezmek istediğimiz yerler ya da yapmak istediğimiz aktivitelerle ilgili açılış kapanış saatleri, konum bilgileri, ulaşım vs. gibi bilgiler topluyorum. Son olarak da gezi için planladığımız zamanı en verimli şekilde değerlendireceğimiz ayrıntılı ve alternatifli planlar yapıyorum. Bu planları mutlaka uyulması gereken bir liste gibi görmüyoruz, istediğimiz şekilde esnetip duruma göre uyarlıyor, içimizden o an ne geliyorsa onu yapıyoruz ama seçeneklerimizi görmek ve sonrasında keşke bunu daha önceden bilseydik dememek için araştırma kısmını ciddiyetle yapıyorum.

Gezmeye başladığımız ilk zamanlarda belki de birçok kişinin de yaptığı gibi daha çok bilinen, turistik şehirleri gezdik. Bu şehir gezilerinden çok keyif alıyorsak da doğa içinde olmak, uzun yürüyüşler yapmak ve hayatımızda belki de bir kez yaşayacağımız farklı tecrübeler edinmek bizi daha çok çektiğinden gezi rotalarımızı da ona göre belirlemeye başladık.

Gezilerinizi genelde Avrupa odaklı yapmışsınız. Avrupa ülkeleri arasında en beğendiğiniz gezi rotası hangi şehirlere olmuştu?

Avrupa’da (önce Belçika, sonra Hollanda’da) yaşadığımız için, bu durumu değerlendirmek adına öncelikle çevremizdeki Avrupa şehirlerini gezmek istedik. Hala Avrupa’da görmek istediğimiz yerler olsa da artık daha çok uzak mesafe gezileri yapmak istiyoruz.

Avrupa şehirleri arasında bizim için diğerlerinin önüne geçen iki yer var: Tromsø ve Axalp.

Tromsø’da kuzey ışıklarını izlemek, fjord gezisi yapmak, denizde orka balinalarını gözlemlemek, köpeklerin çektiği kızakları kendimiz kullanarak sonu Sami çadırında biten uzun bir gezi yapmak, ilk defa kar ayakkabısıyla karlarla kaplı ormanda yürümek gibi birçok güzel ve farklı şeyi tecrübe ettiğimiz için aklımızda kalan bir gezi oldu.

Axalp ise Isviçre Alplerinde dağın ortasında küçücük bir yerleşim yeri. İlk gidişimizde o kadar sevdik ki buraya, daha sonra tekrar yolumuzu düşürdük, arabayla sekiz saatten fazla yol gitmemiz gerekse bile. Fırsatımız olduğunda tekrar tekrar gitmeyi düşündüğümüz bir yer burası.

Axalp ve Tromsø’yu ne kadar çok beğendiğimiz blogumdaki yazılardan da anlaşılıyor sanırım, en çok ve en uzun buraları anlatmışım hep 🙂

Avrupa gezilerinizde yemeklerini beğendiğiniz bir şehir oldu mu?

Gittiğimiz yöreye özgü yiyecekleri denemek her zaman gezi planlarımızın dahilinde. Yemek dahil birçok konuda yeni şeyler denemeye çok açık olduğumdan şimdiye kadar birçok farklı şey denedim. İki seneden fazla bir süredir vejetaryen olduğum için deneyebileceğim yiyecekler biraz kısıtlansa da tercihimiz her zaman yöresel restoranlar, yöresel yiyecekler oluyor, yedikten sonra insanlar bunu nasıl yiyor ki diye düşünecek kadar sevmediğim bir şey olmadı şimdiye kadar ama İtalya ve Yunanistan ‘acaba nerede, ne yesek’ diye düşünmeden girdiğimiz her yerde mutlaka seveceğimiz bir şeyler bulduğumuz iki ülke.

Alaçatı’ya ayrı bir ilgi duymuşsunuz sanırım. Alaçatı’ya gidecekler için neler önerirdiniz?

Senede en fazla bir kere Türkiye’ye gidiyoruz ve gittiğimiz zamanı daha çok ailelerimizle geçiriyoruz. Eğer bir de gezi yapacak zamanımız varsa ulaşım açısından zaman kazandırdığı için Yunan adalarını ekliyoruz Türkiye ziyaretlerine. Alaçatı’yı da aslında ayrı bir ilgi duyduğumuz için değil ama daha çok yine kısıtlı zamanda kolay ulaşabildiğimiz ve adını çok duyduğumuz bir yer olduğu için merak edip gittik. Çok kalabalık zamanına denk gelmediğimiz için genel anlamda keyif aldığımız bir tatil oldu. Bu bahsettiğim 4-5 yıl kadar öncesi, popülerleşme sonrası son durumunu bilmediğimden ilk önereceğim şey sanırım gidilecek zamanı doğru seçmek olacaktır, büyük umutlarla gidip gezinin kabusa dönmemesi için. Onun dışında Alaçatı ile ilgili blogdan şöyle bir alıntı yapayım son olarak:

“Taş evleri, arnavut kaldırımlı sokakları, şirin dükkan ve mağazaları, rengarenk ahşap masa sandalyeleri, begonvilleri, yaseminleri, sardunyaları, antikacıları, kafe ve restoranları, sanat galerileri, atölyeleri, püfür püfür esen rüzgârı, marinası, berrak denizi, buz gibi suları, Kemalpaşa Caddesi, Hacı Memiş Sokağı, meydanı, Pazar yeri ile her gün yeni bir şeyler keşfedeceğiniz, her anından keyif alabileceğiniz bir yer Alaçatı.”

Geziler sırasında ilginç ya da unutamadığınız bir anı oldu mu?

Küçük, büyük birçok anı birikiyor geziler sırasında, kimi çok güzel, kimi ilginç, farklı, kimi olumsuz durumlar üzerine.

Pascal Mercier’in çok sevdiğim ‘Lizbon’a Gece Treni’ kitabını okuduğumdan beri başlangıç noktası kitaptan farklı da olsa sonu Lizbon’da biten gece treniyle yapılacak bir gezi hayalim vardı. Hep hayal olarak kalacağını düşündüğüm bu geziyi gerçekleştirdik, Belçika’dan Lizbon’a 30 saat süren bir tren yolculuğuyla.

Gece treninde hem bilet kontrolünden hem kompartımanların yerleşiminden hem de restorandan sorumlu, yani hem kondüktör, hem aşçı, hem garson; trenin neredeyse her şeyinden sorumlu olan görevlinin sadece İspanyolca konuşuyor olması, biletlerin numarasız olması ve yolcuların çoğunun İspanyolca bilmeyen turistler olması sonucu kompartımanlara yerleşirkenki kaos ve sonrasında devam eden kargaşa, olayların komikliği ve absürtlüğü hala aklıma geldiğinde yüzümü gülümseten anılardan.

Dubrovnik gezisi sırasında sivrisinekler ısırmıştır diye düşündüğüm kabarcıkların sayıları artınca son gün hastaneye gitmem ve su çiçeği teşhisi konulması, yılın o en sıcak zamanlarında herkes t-shirtle şortla dolaşırken ince penye de olsa uzun kollu bir şeyler giymek zorunda kalmam da hala aklımda.

Türkiye’de en çok nereleri görmek istiyorsunuz?

Karadeniz görmek istediğim yerlerin başında. Sadece gezmek için değil ama daha çok yaylaya çıkıp, birkaç ay orada ekip biçerek, hayvanlarla uğraşarak yayla hayatı yaşamak istiyorum. Karadeniz yeşilini gözlerimle görmek, o havayı yerinde solumak istiyorum. Kim bilir belki bir gün gerçekleşir hayalim.

Geçtiğimiz yaz gerçekleştirdiğiniz bir gezi rotası oldu mu?

Geçtiğimiz yaz taşınmakla meşgul olduğumuz için bir gezi yapamadık ama geçen sene yaz döneminde Samos gezisi yapmıştık. Kaldığımız yerden, yeme-içme konusuna, denizinden, dağ köylerine kadar her şeyiyle tam istediğimiz gibi bir kafa dinleme tatili oldu. Gidecek olanlara çok bilinen Manolates ve Phytagorio’nun yanında daha az bilinen Potami Şelaleleri’ni de gezmelerini tavsiye ederim.

Kışın gezmeyi seven bir çiftsiniz. Bu kış için bir plan var mı?

Yakın zamanda iş amaçlı yaptığımız Prag gezisi ve çevremizdeki Noel Pazarlarını gezmek dışında, yoğun bir donem geçirdiğimizden bu kış için bir plan yapmadık. Ama kışın gezmek isteyenlere belki bir fikir verir diye “Kış ayları için gezi önerileri” linkini paylaşabilirim: Kış için öneriler

Hayalinizde kurduğunuz bir gezi rotası var mı?

Afrika’da birçok yeri görmek istiyorum. Orada henüz hiç bulunmamama rağmen Afrika’ya karşı özel bir bağım var ama güvenlik ve bulaşıcı hastalık tehlikesi nedeniyle görmek istediğim yerler şu anda planlarımız dahilinde değil. Normalde turla gezmeyi hiç tercih etmesek de bu bahsettiğim nedenlerden dolayı öncelikle bir tur aracılığıyla Afrika’da bir gezi yapabiliriz. Yine uzak mesafede Yeni Zelanda, Kanada, Japonya, Rusya gibi ülkeler var hayalimde. Amerika hayalim hiç olmadı ama imkanım olursa orada bir yerleri bile gezmek isterim.

Bu röportajı okuyan takipçilerimize neler söylemek isterdiniz?

Öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Sadece gezi konusunda değil, her konuda seçimlerinizi kendi isteklerinize göre yapmanızı tavsiye edebilirim.

Hayat sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmak, birilerine bir şeyler ispatlamak ya da sadece popüler diye sevmediğiniz şeyleri önemsiyormuş gibi görünmek için çok kısa.

Örneğin Paris’e gittiğinizde Eiffel Kulesi’ni romantik bir figür olarak değil de metal yığını olarak görüyorsanız, üstüne çıkmak için saatlerce sıra beklemeyi zaman kaybı olarak düşünüyorsanız, ya geziden döndüğümde “Paris’e gittin, Eiffel’in üstünden şehre kuşbakışı bakmamışsan, Paris’i gezmiş sayılmazsın” derlerse diye o zahmete girmeyin, gerçekten istediğiniz bir şeyse gerekirse 3 saat sırada bekleyin ama kendi arzularınızın peşinden gidin, bu çok basit ya da sadece sizin ilginizi çeken bir şey olsa bile.

Mesela izlediğiniz bir filmde geçen küçük bir kasabayı mı merak ettiniz ve görmek istediniz, gidin görün, pek kimsenin bilmediği, çoğu kişinin adını bile duymadığı bir yer olsa da.

Sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar şehirde görülecek bütün önemli yerleri içeren yoğun bir gezi programınız varsa, tadını çıkarın ama gittiğiniz yerde hiçbir plan yapmadan sadece öylesine sokaklarında, parklarında dolaşacağınız bir seyahat düşlüyorsanız bundan da gezinin hakkını veremeyeceğim diye suçluluk duymayın.

Yeni yerler görmek, yeni kültürler tanımak çok güzel ama dünya üzerindeki her yeri hakkıyla gezip görebilecek imkan ve zaman ne yazık ki olmuyor, keşke olabilse. O yüzden kaç ülke, kaç şehir gezdiğinizden çok, yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda gezdiğiniz yerler sizde ne bırakmış o daha önemli.

Son olarak dileyen herkese zamanın, sağlığın ve maddi imkanların bolca gezi yapmaya elverdiği bir yaşam diliyorum. 🙂

gezgin sorular / ocak 2019

Myblog42

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir